29 Nisan 2011 Cuma

Kaybedenler Kulübü



Bir tutku yüzünden, dünyanın en güzel manzarasına sahip olunacağını bilir miydiniz?
Gitme de, ne olur gitme de, denildiğinde elinizdekinin kıymetini o anda farkına varır mıydınız?
Naber dediğiniz bir kişinin devamlı   standart dediğinde, herşey yolunda demek olduğunu anlar mıydınız?
Wrong side of the road şarkısı  çalarken kendinizi o motorun üstünde kırlara doğru yol almak için neyden feragat ederdiniz?
Size Beşiktaş iskelesinde 06.45’te buluşalım diyen biri için Kadıköy Beşiktaş iskelesi mi, yoksa Beşiktaş iskelesinde mi beklersiniz?
Erol Egemen bir efsane midir?
Nejat’ın gözyaşlarını, Ahu’nun güzelliğini görmediniz mi?

Siz daha bu muhteşem filmi seyretmediniz mi?


25 Nisan 2011 Pazartesi

mine vaganti

Diğer ismiyle serseri mayınlar.
İtalyan sinemasına yeni soluk kattı diyorlar Ferzan için. Ben şu İtalyan sinemasının içine düştüğü duruma üzülürken bir de Ferzan'ın içine tam girmesiyle artık bu makarnacıların helvasını yemek nasip olur diye düşünüyorum.
Sevmiyorum işte. Ne Ferzan'ı ne de son zamanlar da haksız bir şekilde uluslararası şöhreti yakalayan Roberto Benigni'yi.
Ben Gina Lollobrigida, Sophia Loren, Anna Magnani ile babam sayesinde hem tanıştım hem de büyüdüm. Kadınların güzel varlık olduğunu bu kadınlar sayesinde öğrendim.
Fellini filmleriyle kalabalık  ailelere hasret kaldım. 
 Bicycle Thieves filmiyle bir babanın çaresizliğini gördüm ve ağladım.

Yukarıdaki filmde cinsel tercihini iyice ayyuka çıkaran yönetmen için diyecek bir şey yok.
Ben beğenmedim.

18 Nisan 2011 Pazartesi

Wall Street: Money Never Sleeps


Michael Douglos'un kanser olmadan önceki son filmi. Wall Street konulu ikinci filmi. Dünyanın ekonomik krizle boğuşmasını neden olan olaylar zincirinin başlamasına neden olan olaylardan başlıyor. Bankacıların elinde patlayan Mortgage krizi.
Oliver Stone'un bağımsız film yönetmenliğinden, sonra teslim bayrağını çektiği  aşkla, sosla bulanmış filmi...

14 Nisan 2011 Perşembe

The Burning Plaın


bu ikinci izleyişim.
Yönetmen Guillermo Arriaga'nın,  Paramparça Aşklar ve Köpekler, 21 grammes, Babel filmlerinin senaryo yazarı. The Burning Plaın'le ilk uzun metraj yönetmenliğe adım atmış. Film müzikleri konusunda uzman olan Hans Zimmer'in Omar Rodriguezle yaptığı ve filmin sonunda ortaya çıkan şahaser kusursuz.
bundan sonra da bu filmi izleyeceğim.
bundan sonra da bu filmi izleyeceğim.
bundan sonra da bu filmi izleyeceğim.
bundan sonra da bu filmi izleyeceğim.
yorum yaparken lütfen filmi açıklayıcı bilgileri veya ipuçlarını vermeyelim.
İzlemeyenlere biraz saygı:)

11 Nisan 2011 Pazartesi

Av Mevsimi

Film stoklarımda, çıktığından beri mevcuttu. Dolduruşa gelmek istemedim. Ortalık sakinleştikten sonra, tek başıma oturup izleyip, siz değerli sinemaseverlere bir kaç saçmalık karalayım istedim.
Sinemaseverlerin aksine ben Yavuz Turgul'u seviyorum.
Çevremize bakalım böyle yönetmen kaç tane vardır, hayatta?
Filmin sonu başından belli eleştirilerine kabulum, ama çekimler ve gidişat ve baştan belli olan son.
Bu filmi izlerken hep Ejder Kapanı'yla kıyasladım.
Av Mevsimi'nde ki gerçek polislik, Yeşilçam etkilerinde kalmış. Ejder Kapan'ı daha gerçekçiydi.
ama
Cem Yılmaz'a bayıldım. Okan Yalabık'ı zaten seviyordum. Şener Şen artık bu rollleri bırakmalı Kabadayı daki rollerde oynamalı.
Filmde ki en etkileyici sahne; Cem Yılmaz'ın son sahnesi.

8 Nisan 2011 Cuma

FAIR GAME


Yakın tarihimize ışık tutan bir film. Gelmiş geçmiş en gerizekalı başkan olan küçük Bush'un zamanını anlatan bir film. Konuyu oldukça kısaltma amacında olan Amerikalıların kısaca Valerie Plame dediği bir olay. Kadın yani Naomi Watts, bir CIA ajanı, eşi ise Sean Penn bir diplomat. 11 Eylül saldırılarından sonra gerizekalı Bush'un bir bahane bulup Irak'ı kitle imha silahları yapmasıyla suçlayarak savaş çıkarma bahaneleri ve bu bahaneyi açığa çıkartan Sean Penn'in başkanı yalanlarcasına yaptığı kamuoyu açıklamalarından sonra eşi Naomi'nin Cıa ajanlığını hükümetin açığa çıkartması.
Film heyecanlı. Öyle aksiyon sahneleri yok. Ama benim The Ring'de sevdiğim ve beğendiğim Naomi için seyredilir. Yalnız, o da yaşlanmış yaaa.
Sean Penn'i yazmama gerek yok. İlk filmi olan Bad Boys filminden beri takibimde, tek olumsuz yanı veya hatası Madonna ile evlenmesiydi. Çünkü Madonna ile ben evlenecektim yaaa:(

7 Nisan 2011 Perşembe

Prensesin Uykusu

Bu yazımdan önce demiştim bazı yönetmenler beni şaşırtır. Klişeleşmiş filmlerden kaçarlar, sanatı sanat için yaparlar. Bunu yazmaktan gurur duyuyorum ki hemşehrim Çağan Irmak bunlardan biridir. Bütün filmlerini izlemenin gururunu yaşamaktan keyif almakla birlikte, Prensesin Uykusu'nun senaryosunun da kendine ait olması, filme asılmasının, çekimleri bir fotoğraf enstantane güzelliğinde seyredilmesine yol açmış. Oyuncuların filme kendilerini mi vermesine yazayım, odun gibi  filme oturupta ağlayarak kalkılmasına yol açmasını mı yazayım?
Filmde geçmişi animasyonla yaşatmasında bile insanoğlu ağlıyor. Bir daha ki filmini Luc Besson gibi animasyon olarak çekmeli.. Genco Erkal'ın Faize Hücum filminde en iyi erkek oyuncu ödülünü almıştı, abartmıyorum bu filmde o oyunun da onda biri kadar rol yapmasına rağmen Altın Palmiye bile alırdı.
Bir de ben çook büyük konuşan bir adamım. Bu filme kadar Redd'i hiç sevmezdim. Ama filmin müziklerinin bu kadar net, bu kadar muhteşem bir soundla karşılaşacağımı bilemezdim.
Filmin en komik yanı, Genco Erkal'ın  ölmek istemesi ve ölmesine yardımcı olmak için yan rollerde oynayan gencin ona fahişe tutması ve kadının Redd grubunu, grub olarak yanlış anlamasından doğan komik olaylar zinciridir. Gecenin bir vaktinde anırırcasına güldüm.
Son zamanlarda seyrettiğim en güzel Türk filmiydi.

4 Nisan 2011 Pazartesi

whatever works


Bazı yönetmenleri bilirim. şaşırtmazlar. Her bir filmin senaryosu diğer çektiği filmlerin devamı gibidir.
Bazıları var ki dibim düşer. Kafam tavana çarpar, hadi be olur mu böyle diye şaşarım, birisi benim açık kalan ağzımı kapatır. Rahmetli olmasaydı daha çekeceği  Stanley Kubrick'in filmlerininde şaşkınlığım devam ederdi.
Mesela bazı yönetmenler özel hayatlarını filmlere yansıtmayı madah bir şey yapmış gibi davranırlar. Woody Allen, bu türün ilk ve son örneğidir. Hayat ilişkilerinde bir baltaya sap olamamış bu adamım kendisi çirkin, ama çevresinde üveykızıyla olan evliliğinden bahsetmiyorum, bizim Okan Bayülgen gibi kompleks  bir adamdır.
Bu film öyle bir film. Çok çene, az hatta hiç olmayan aksiyon ve bir tiyatro gösterisinden öteye geçemeyen bir film.