2 Ağustos 2012 Perşembe

outpost 2


dandiktir diye başladığım ama filmin sonunda heyecandan ayakta bitirdiğim, bir film.
İlki, anlatılanlara göre daha iyiymiş.
İkincisi beni böyle heyecanlandırıyorsa, ilk filmi düşünemiyorum!
çekimler dijital.
oyuncular, aşırılıktan uzak.
ingiliz filmi.
korkmak isteyenlere, bire bir.
hele bir alman nazi kadın subayı var ki,
hansel ve gretel'deki cadı, gibi...

bu film
seyredilmeli

28 Temmuz 2012 Cumartesi

aşk tesadüfleri sever


tesadüf mü? yoksa bir Ankara şişirmesi mi?
filmi seyretmeden önce Beyaz Show, filmi gözümüze sokmuştu.
Merak ettim, Ankara Ankara olalı böyle bir eziyet görmüş müdür diye?
Kuğulu Park etrafında dönen bir film.
Başka bir meşhur mekanı yok ki garibim, Ankara'nın!
Halbuki benim için Ankara, Yenimahalle demek.
Keçiören bile değil.

Mıy mıy bir oğlan.
Ne istediğini bilemeyen bir kız.

vakit kaybı.
seyretmeyin.

20 Temmuz 2012 Cuma

setup


50 cent bu filme para koymuş ve gruptan Curtis'i de oynatmış.
Bir de Bruce abimizi de eklemişler al sana Var mısın Yok musun ekibi.
Bir Adriana Lima eksik.
Akıllı kız, o gitmemiş ama onun fake'ni koyup oynatmışlar.
Bir ara Acun'u da görür gibi oldum ama...

sakın, sakın
bu filmi kesinlikle
izlemeyin

16 Temmuz 2012 Pazartesi

bir ses böler geceyi

 

Ahmet Ümit'in aynı adlı eserinden, sinemaya uyarlanmış, mistik bir film.
Bazı uyarlamalar, başarılıdır.
Ama bu uyarlama olmamış.
Ağır bir havada geçiyor.
Zaman zaman geri dönüşlerle 1970'lerin ve 1980'lerin havasını teneffüs etmek bile filmi, kurtaramıyor.
Emeğe saygı diyorum ama izleyiciyi sıkmak, üzücü.
Tokat Zile taraflarındaki bir köy de Alevilik üzerine daha farklı beklentilerim oluşmuştu,
filmin sonuna kadar gittim.
tam bir hüsran oluştu.

Zamanınıza yazık,
seyretmeyin

12 Temmuz 2012 Perşembe

celal tan ve ailesinin aşırı acıklı hikayesi


absürd film sever misiniz?
alın size Trt de fenomen olmuş, Leyla ve Mecnun'un yaratıcısı Onur Ünlü'den bir film.
Benim fikrimi soracak olursanız;
ben absürd filmin yanından bile geçmem ve o diziyi de seyretmem.
ama seviyorsanız,
saygı duyarım.

Ben bu filmi sevmedim,
izlemeyin

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Bu son olsun


Komedi demesine bakmayın.
bir dram.
12 eylül hapishanelerinde çürüyen insanları anlatıyor.
Belki ben çok pesimist yaklaşıyorum ama gerçek bu.
Yaşayanlar bilir o devir insanlarını, gidenlerin, götürülenlerin gelmediği
zamanlar.
Gelenlerin ise eksik geldiği
zamanlar.
Filmin ismi
Cem Karaca'nın unutulmaz şarkısı
bu son olsun'dan esinlenmiş.
Dinleyin bu güzelliği;


bu film
izlenmeli

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Yangın Var



bir yol filmi.
Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi'nin Trabzon'un Çayırbağı Belediye'sine hibe ettiği İtfaiye aracını bilmediği yöreye giden Gürcü asıllı bir Karadenizli'nin Kürt kızı Asya ile birlikte bir yolculuğu..
Önyargılara tutsak olmuş iki insanın birbirini ve memleketini öğrenme yolculuğu.
Oyuncu kadrosu çok güçlü.
Senaryo ve memleketimin doğal güzelliği de çok güzel olunca
harika bir film çıkmış ortaya.
Son yıllar da seyrettiğim en güzel Türk filmi. 
Selvi Boylum Al Yazmalım benim en sevdiğim Türk filmidir.
Bu filmde ona göndermeler de var.
Memleketimin insanlarına arada sırada kızsam da,
ben memleketimin insan manzaralarını seviyorum.
İnsanlarımızı ortak bir noktada buluşturan bir başka güzellik filmde sürpriz etkisi yaptı bana.
Ahmet Kaya, mesela. 
Ortak bir dildir müzik.
Milliyetçilik kavramını yerle bir eder, müzik.
Aşağıdaki klip, filmin en güzel olayı bence.
Anlamasak ta, bizi birbirimize bağlıyor.


Bu film tekrar tekrar seyredilir.
Bu film kesin
İzlenmeli.

29 Haziran 2012 Cuma

Başka Dilde Aşk


Mesaj veren filmlerden nefret eden ben,
bu filmi çok sevdim.
Aşk filmlerini özleyen ben, bu film ile özlemimi biraz dindirdim.
Mert Fırat müthiş bir oyunculuk sergiliyor.
Saadet Işıl Aksoy, özgür kız modunda sırıtmıyor.
Hiç sıkılmadan, sağır dilsiz bir adam ile geveze bir kızın aşkını
 seyredeceksiniz.
Bu filmi seyredin, beğenmezseniz Demet Akalın gibi gelin filmin parasını size ben vereceğim.

bu filmi mutlaka
izleyin

28 Haziran 2012 Perşembe

Kurtuluş son durak


Kurtuluş nedir biliyor musunuz?
bu filmi seyretmemek.

5 buçuk kadın (evin kızını kadından saymıyorum), her türlü şiddete karşılar ama habire adam öldürüyorlar.
Mesaj veren filmlere karşı olan ben, bu filmden midem bulanarak kalktım.

fransız yönetmen françois ozon'un 8 femmes den ilham alınarak yapılmış bir film.
8 femmes(8 kadın) konusuyla da ölüm haricinde bir alakası da yok.

Pirhasanlar'dan daha yaratıcı bir film beklerdim. 

karnınızın ağrımasını istemiyorsanız
bu filmi 
izlemeyin

27 Haziran 2012 Çarşamba

Man On A Ledge


ilk başladığında, filmi seyretmeme kararı almıştım.
Ed Harris'i sevdiğimden bari o çıksın da ondan sonra kapatayım filmi dedim.
İyi ki filmin sonuna kadar gittim.
Çok beğendim.
Değişik bir kurgu ve senaryo.
Biz de bu olay gerçekleşse, adamın kıçına bir tekme de biz vururuz.
Konuyu kısaca anlatayım;
eski bir polisin hapisten kaçması ve kendini aklama çabaları.

süper bir film izledim.
bu film
izlenmeli.

26 Haziran 2012 Salı

misafir


Fransa'dan askerlik işleri için dönüş yapmış, bir küskün adamın hikayesi.
Ben açıkçası, adamın psikolojisini hiç anlamadım.
Seyredip te   anlayan var ise, lütfen gelip bana anlatsın.
Sadece Halit Ergenç oynuyor.
Evsahibi Lale Mansur, Cihangir'de doğmuş ve büyümüş
sonradan Kütahya'ya taşınmış kadın havalarında.
Bir kere Anadolu'da film çekeceksen şive önemli.
Fransızlar, bu filmi çekseydi
çok güzel bir erotik film olabilirdi.
ama
biz kasmışız, sanki biraz.

sakın bu filmi
izlemeyin.

21 Haziran 2012 Perşembe

bir zamanlar Anadolu'da

  

keşke sinema sanatına dair teknik anlamda gerçek bir birikim, bilgi ve tecrübeye sahip olsaydım da şatafatlı cümleler eşliğinde diğer yazarların yazmadığı, yakalamadığı detaylardan bahsederek kendisini yüceltebilseydim / övebilseydim diye iç geçirdiğim muazzam çalışma. ışığından, görüntü yönetmenliğine, kurgusundan oyunculuğuna her şeyiyle beklentilerimi tam olarak karşılamayı başarmış, kanımca nbc filmografisinin en başarılı, en olgun ve teknik anlamda uç noktadaki filmidir. neredeyse seveni kadar sevmeyeni olmasını da doğal karşılıyorum aslında. günümüz izleyici profilinin sinemadan beklentileri öyle somut ve elle tutulur noktadaki anlam veremediği, anlamadığı her şeyden, her görüntüden sıkılması gayet normal bir durum. nbc'ın da pek somut işlerin yönetmeni olmadığı gayet açık. izlediğin hikaye, film neredeyse tümüyle izleyicinin algısı, anlayışı etrafında şekilleniyor. 

fazla uzatmadan, sinemayla mesafeli değil bilhakis laubali ilişkiler içerisinde olan her bünyenin bir tadına bakması gereken 2011 tarihli nuri bilge ceylan filmidir.(itü sözlük)

yukarıdaki açıklama beni susturuyor.
cep telefonunda Love story cıngılı çalan bir komiser, gece de 5 defa su döken prostat kanserine aday bir savcı, eşinden ayrılmış bir doktor.
Ülkemin çirkin yüzünü göstermemeye çalışılmış, insan olgusu üzerine kurulmuş  ve İç Anadolu'nun sessiz ve ürkütücü bozkırı...
ve 
Anton Çehov'dan alıntılar...

gerçek sinemaseverler şişşşt,
sizlere sesleniyorum!
bu film, 
mutlaka seyredin

19 Haziran 2012 Salı

prometheus


gizli bir şekilde çekimleri sürmüş ve filmin ilk gösterimine kadar filmin senaryosu hakkında dışarı bir fısıltı dahi çıkmayan bir yapıt.
The Hobbit'den sonra 2012 yılında beklediğim bir filmdi.
En sevdiğim yönetmen Stanley Kubrick'ten sonra gelir; Ridley Scott.
Daldan dala atlıyorum, biliyorum ama sinemaya gittiğim zaman da böyle heyecanlıydım.
Prometheus, mitolojide insanı yaratandır.
Ona bazı beceriler vermiştir.
Filmin ana teması bizi yaratanı bulmak için,
yapılan bir uzay yolculuğunun sonunda dünyaya benzer bir gezegene inmekle başlar. 
Din olgusunu bir kenara bırakalım, evrim teorisini de..
 bilinmeze yapılan bir yolculuk..


cast seçimleri müthiş. 
Bloğumda tanıtımını yaptığım Shame filminin başrol oyuncusu  Michael Fassbender  bana göre başrolde.
Charlize Theron, tam isabet.
Filmi neden üç boyut çekmişler anlamadım.
Heyecanım, filmin sonuna kadar devam etti.
Siz bakmayın sağda solda bu film ile ilgili yazılanları.
Eğer benim gibi bilim kurgu sevenseniz.
Bizi yaratanın kim olduğunu merak ediyorsanız.
seyredin.
küçük bir not, bu filmin devamı gelecektir.
Bir de bizi yaratanlar neden bizden ....
spoiler yok. söylemem.

Bu filmi kaçırmayın
mutlaka seyredin.

18 Haziran 2012 Pazartesi

perfect sense

 

filmi yansıtan tek afiş bu. 
diğer afişlere bakıp;
aaa bu aşk filmi
diye atlamamanız için.
İnsaoğlu'nun kademe kademe duyularını yitirmesine tanık oluyoruz.
İlk önce koku alma, sonra tat alma ve sırasıyla hepsi.
Filmi izlerken 28 days later zaman zaman aklıma gelse de, perfect sense değişik bir boyuta,
insacıl olarak bize duyularımız olmasa ne oluruz sorusuna yöneltiyor.
Filmi seyrettikten sonra bizim filmlerden anlamayan otoriteleri bir okuyayım dedim.
yanılmamışım.
hala filmlerden anlamayan otoriteler piyasada mevcut.

bir ingiliz filmi.
BBC yapımı.

Bu filmi 
mutlaka seyredin..

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Le Gamin au Velo


Bu sabah işe giderken, beni oğlum yolcu etti.
Fransızlar gibi öpüştük. Sağ yanak, sol yanak ve sonra gıgı.
Ben öpmedim, o bu şekilde öptü beni.
Evden çıkarken verdiği enerji, olağanüstüydü.
Uykusuz ve hastalıklarla geçen bir hafta sonunun ardından,
paha biçilemez bir hediye idi.

Nuri Bilge Ceylan'ın Bir Zamanlar Anadolu'da filmiyle Cannes film festivalinin en büyük ödülünü birlikte paylaştığı, film bu.
Yetimhane'ye babası tarafından bırakılan bir çocuğun babasına ve bisikletine ulaşma çabaları.


Babasıyla geçirdiği sınırlı zamanları, veya bizdeki anlamı değerli zamanları, kendi çocuksu çabalarıyla yoktan var etme, uğraşları.
Babasının onu umursamaz bir şekilde hayatından atma çabalarını görmeden, bilmeden, duymadan sanki üç maymunu oynarmışcasına,  3. kişiler tarafından uzatılan elleri, itercesine babasının yanında kalma savaşı.
Bir de kuaför salonu işleten bir kadının, sağlık ocağında filmin kahramanı olan çocuktan etkilenme sahnesi ve devamı...
Seyretmekte fayda var
ama
Cannes film festivalinde verilen
büyük ödül biraz bana fazla gibi geldi.

Vaktiniz var ise
seyredebilirsiniz....

17 Mayıs 2012 Perşembe

nar


İstanbul'un gecekondu semtlerinde,
soğuk ve gri bir havada
bir kadın....

farklı kültürler de buluşmuş 4 ayrı insan.
herkesin kendine özgü bir hikayesi.
beklentileri, hayalleri bile farklı.

zaman zaman gerildim,
tüylerimi diken eden sahneler.

başarılı bir oyunculuk örnekleri, göreceksiniz bu filmde.
Erdem Akakçe'ye dikkat.
Çok başarılı.


filmin sonunda dökülen  yazılar esnasında çalan  şu şarkıya
dikkat;
Nar taneleri.
Jehan Barbur'un Depeche Mode tarzındaki
müziği, etkileyici...

yerli malı, yurdun malı
seyretmeli herkes bu nar'ı..

16 Mayıs 2012 Çarşamba

martha marcy may marlene


sessiz bir ortam, her insanın özlemini duyduğu bir çiftlik evi.
Seslerin, hareketlerle uyumu.
kadınların mutfakta, erkeklerin yemeğini yemelerini seyretmeleri,
onlardan sonra yemeğe oturulması.
uyumlu gözüken bir tablo
Sabaha karşı, Martha'nın çiftlik evinden kaçışı.
Ablasını araması ve onun yanına sığınması.
huzursuzluk
zaman zaman flashback yaşaması.
takip ediliyor korkusu.
huzurlu gözüken  çiftlik evinin,
arka plan da yaşanmışlıkları.

değişik bir film.

O kadar saçma sapan filmler seyrediyoruz ki.
bu film, onların yanında
eli yüzü düzgün duruyor.

bu filmi seyrederken, tv'den
çocukları uzak tutunuz...

4 Mayıs 2012 Cuma

Hollanda filmleri


Yıllar önce seyretmiştim.
En iyi yabancı film oscar'ını 1998 yılında kazanmıştı.
1920'lerin Hollanda'sın da sert bir yargıç ve yeni yetme bir avukatn arasında geçen, psikolojisi yüksek, mükemmel bir film.
Gayrimeşru çocuğunu ezmeye çalışan yargıç bir baba ve babası olduğunu sonradan öğrendiği genç avukat arasında mücadele.
ve bu savaşın ortasında kalmış bir anne.

Bu filmi eğer seyretmediyseniz,
kaçırmamanız gerekir.


1995 yılı yapımı ve en iyi yabancı film Oscar'ı nı almış bir Hollanda filmi.
Feminist hareketleri çağrıştıran, anaç bir aile de, çevresinde sevdikleriyle son günlerini geçirmeye çalışan bir kadının son zamanları.
Film de en dikkat çekici bölüm,
kızının beğendiği bir erkekten çocuk sahibi olma isteği ve annesinin bunun için çabası.
Tanımadığı bir adamdan çocuk sahibi olmak için ilişkiden sonra
yaptığı hareket.
o zaman bana tuhaf gelmişti.
Ama şimdi hak veriyorum.
öyle oluyormuş meğerse.

bu filmi de
mutlaka seyredin

Şimdi hypo, bunları neden tekrar önünüze getirdi

Eğer seyretmediyseniz bu filmleri küçük bir bilgi;
Akbank Sanat, Türkiye-Hollanda diplomatik ilişkilerinin 400. yılı etkinlikleri kapsamında Eye Film Institute işbirliği ile mayıs ayı boyunca Oscar ödüllü veya Oscar  adaylığına layık görülmüş Hollanda sinemasından örnekleri izleyici ile buluşturacak. (cnntürk)

küçük bir not daha;
filmler beleş...

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Dedemin İnsanları


geç kalmışım.
Geç bir saatte, kızım ve eşimle seyrettik.
Kızım devamlı ağladı.
Babaannemin insanları olarak seyrettim.
Mehmet bey'in Girit'ten ayrılışı, babaannemin Rauka'dan ayrılış yaşıyla aynı.
Torun Ozan'ın yaşı o devirdeki benimle aynı.
Rauka'dan Adapazarı'na geliş, tütüncü olan babaannemin ailesinin Adapazarı'ndan, bir kısım kardeşlerin
Samsun'a göçü.
Bizimkilerin Akhisar'a gelişi.
Bir sülalenin parçalanışı.
İki milyon kişinin ana karaya taşınması.
Sıralama yap deseler, Çağan Irmak filmleriyle ilgili yapamam.
hepsi ayrı bir keyif.
hepsi çok iyi bir gözlem.
kusursuz, bir film.
Filmdeki her şey çok tanıdık.
Küfürler bile.

ben geç kaldım
bu filmi seyretmek için,
bari siz geç kalmayın

Mutlaka seyredin

12 Nisan 2012 Perşembe

Shame


Utanç.
Libidosu yüksek bir adamın, New York'ta ki çapkınlık maceraları.
Gördüğü her yerde bakışlarıyla kadınları baştan çıkartabilme yeteğine sahip bir adam!
Düzensiz hayatına, bir de düzensiz kızkardeşinin eklenmesi.
Yönetmen benim en sevdiğim Papillon(Kelebek)  filmiyle gönlümde yer eden Steve McQueen değil.
Bu, Steve McQueen yeni yetmelerin Steve McQueen'i.Arada R harfini de kullanıyor.
İlk filmi Hunger(açlık) filmiyle ismini duyuran İrlanda öyküsünü, Shame filminde de kullanmış.
Kamera kullanımları, eski Polonya filmlerini hatırlatıyor.
Uzun bir süre kımıldamadan duran adam, sanki seyrettiğiniz aletin bozulmuş hissini size veriyor.
Ama sevişme sahneleri, bir hard porno ayarında.



Filmde Carey Mulligan, kızkardeş rolünde. Bir ayda Carey'i ikinci defa seyrettim. İlki bu blogda da bahsettiğim Drive filmiydi. Her iki filmde de pasif bir rolde. Halbuki  An Education(Aşk Dersi) filminin parlayan tek yıldızıydı. Şu aralar kaçıncı sezonu oynuyor bilmiyorum tv'de arada sırada baktığım Dr. Who dizisinde parlamıştı, benim gözümde.


Otoriterlerin, yere göğe sığdıramadıkları, abi ve kızkardeşin aralarındaki iplerin koptuğu sahnede,
  yönetmen bir aksiyon planlıyormuşcasına seyircinin gözüne sokuyor.
Ben ya filmlerden anlamıyorum ya da Türkiye'de çok bilmiş yorumcular,
film dağıtım şirketlerinden para alıyorlar gibi geliyor bana.

seyredeceksiniz filmin +18 olduğunu unutmayın.
ama seyretmeyeceksiniz de
hiç bir şey kaçırmamış olursunuz


22 Mart 2012 Perşembe

THE RUM DIARY


Porto Rico'lu bir arkadaşım vardı.
Komik, eğlenceli ve fazlasıyla genişti.
Bu filmi izlemeden önce arkadaş hatırına seyredeyim istedim.
Şimdi, kimbilir o arkadaş nerededir.
Fransızcayı öğrenme azmine şaşırmış, ispanyolca aksanıyla fransızca konuşmasına gülmüştük.
Evet, yazıdan anlaşıldığı üzere 1950 yıllarının Porto Rico'sun da geçiyor hikaye.
Filmin yönetmeni;
-Heyy Johnny  Depp, var mısın beleş tatile. Gel hem film çekelim, hem de denizin tadını çıkaralım!
demiştir mutlaka...


Filmin en komik sahnesi, budur.

Film ne vermek istiyor, neye ulaşılmak isteniyor, anlaşılmıyor!
Filmin sonu evet sonu, çok anlamsız bitiyor.
Filmin sonunda karekterlerin sonları ve ne yaptıkları yazmasa
kendi hayal dünyamızda karekterleri yerlerine oturtmakta zorlanırız.

bu filmi sakın
izlemeyin

20 Mart 2012 Salı

The Awakening


BBC yayın kuruluşunun bir yapımı.
İngiliz dizilerini severim. BBC Prime kanalı en sevdiğim kanaldı daha önceleri. Şimdi ismi Entertainment diye değiştirdiler.
Korku filmleri severim. 1970'lerin Trash filmlerine inat, 1980'lerin kaliteli korku fimleri serilerini iyi izlerdim.
Sonradan fazla kanlı oldu ortalık.
Biraz ara verdim.
ama İspanyol yönetmen Alejandro Amenábar çektiği, The Others'a kadar bu süre devam etti.
Bu filmden sonra korku sineması kuşağı kendine çeki düzen verdi. Mantık ve akıl dolu filmlerle tekrar kaybettiği korku sever sinema izleyicisini kendine çekti.
Ama ne yazık ki, kendini yenileme imkanı pek yoktu.
Kendini gerçek sanıp, hayalet olmadığını bilmelerin istediği senaristler,  filmin sonuna kadar hep izleyiciyi kandırdılar.
Japon korku ustalarına buradan saygılarımı gönderiyorum.
Onların yeri hep ayrıdır.


Rebecca Hall, çok sevdiğim bir aktrist.
Film çok iyi başlıyor. 1.Dünya Savaşı sonrasında İngiltere'nin o mistik havasında izleyiciyi hemen sarıyor.
Cambridge mezunu bu akıllı kadın,  hayalet masallarıyla insanları kandıran sahtekarların foyasını ortaya çıkarıyor.
Bir okuldan davet gelene kadar, parapsikolojiye inanmayan bir feminist kadın gibi gözüküyor.
Okulda dolaşan bir hayalet çocuk, okulun ismini karalamasıyla, kahramanımız kendini o boş ve karanlık koridorlarda dolaşırken buluyor.
Film çok iyi başlıyor ama ne yazık ki sonunu getiremiyor.

Vaktiniz var ise izleyin
ama beklentiniz
boşa çıkabilir.

17 Mart 2012 Cumartesi

Extremely Loud and Incredibly Close


Oskar Schell (Thomas Horn) ve babası Thomas (Tom Hanks) çok iyi anlaşan bir baba-oğul.
Baba, oğluyla olan ilişkisinde onu bir çocuk olarak değil bir, yetişkin  fert gibi davranıyor. 
Ama felaket gün 11 eylül de baba Dünya Ticaret merkezinde mahsur kalır ve ölür.
Film bundan sonra başlıyor.
Bir vazonun içindeki anahtar ve Black ismi. 
New York'ta 472 Black soyadlı kişiyle birebir görüşme.

  Oskar anahtarın amacını bulmak için  yola koyulur. 'Kiracı' (Max von Sydow), Oskar büyükannesinin evinde kalan gizemli bir adam ile aramaya katılır. 
Kiracının kim olduğunu anlar.
- O kadar kötü baba olmuşsun ki, benim babam sayende çok iyi baba oldu


Annesiyle olan ilişkiler çıkmaza girer.
-Babam yerine keşke sen ölseydin.

tamam, filmi anlatmaya gerek yok.
film bir şaheser.
Zaman zaman gözlerim doldu. Oskar rolünde Thomas Horn inanılmaz oynuyor. 

-Güneş patladığında, dünyanın karanlıkta kalmasına 8 dakika var.

bu filmi seyretmeyen
çok şey kaçırır.
Mutlaka ama mutlaka izlemeye çalışın

15 Mart 2012 Perşembe

TURN ME ON


16yaşında bir kızın, Norveç'in küçük bir köyünde yaşadığı olaylar.
İçki, esrarlı sigara ve seks.
Türkiye'de 26 yaşına gelmiş bir kızın bile yapamayacağı davranışlar.
Filmin künyesine baktığınızda,  erotik, dram, komedi yazdığını göreceksiniz.
Bu saçmalığı kim dolduruyorsa!
Film bir dram.
 eve gelen kabarık telefon faturası yüzünden kız ve annesi arasında geçen diyaloglarda, yalan yok;
-Kızım neden bu seks hatlarını aradın?
-Azgınım anne de ondan!
Annenin, suskunluğu.
Anne okumuş bir anne de değil.
Ama kızının zor bir dönemde geçtiğini bilecek kadar duyarlı.



Film biraz Amerikan filmlerin de gördüğümüz kız erkek ilişkilerini de çağrıştırsa da, Norveç kültürünü iyi bilenler, Anglosakson kültürüne en yakın bir ulus olduklarını anlarlar.
Film değişik ulusların hayatlarını öğrenmek açısından çok iyi.
Oslo, köylerinden kurtulmak isteyen yeni yetme gençlerin kurtuluş yolu.
Bizim aradığımız sakinlik onlara batıyor.
Filmin son sahneleri Oslo'da geçiyor.
Köylerinden hiç araba geçmezken, Oslo'da geçen araba 1 veya 2!
İnsan ister istemez, sanırım hareketsizlikten bunalıma girebilir.
Ben bu filmi,
bazı sahnelerinden ötürü sadece yetişkinlerin(o uluslara normal gelebilir)
izlemesini tavsiye ediyorum.

bu
filmi izlemekte fayda var.

12 Mart 2012 Pazartesi

ANOTHER EARTH


Çok ilginç bir film.
Hafta sonumu filmi düşünerek geçirdim.
Etkiledi.
21 grams ve Melenkolia karışımı.
Bir daha seyretmek için içimde dayanılmaz bir istek var.
Çok başarılı bir lise öğrencisi araç kullandığı sırada
radyodan yapılan bir anonsla yeni bir gezegen bulunduğu haberini alıyor.
Gece, gökyüzüne bakarak yeni gezegeni gözlemliyor
ve
başka bir araca çarpıp iki kişinin ölümüne neden oluyor.
Dört sene hapiste yatıyor.
Bu dört sene boyunca dünyaya tıpatıp benzeyen bu gezegen dünyaya oldukça çok yaklaşıyor.
Teleskopla bile  dağları ve şehirleri gözlemlenebiliyor.



Dünya 2 dedikleri bu gezegenle ilk telsiz görüşmesi, tv'lerden canlı olarak izlenebiliyor.
Uzman kadın, öteki dünya da ilk görüştüğü
anda gerçekler ortaya çıkıyor.
Senkron kayması.
Filmi daha fazla anlatmak istemiyorum.
Mutlaka evinizin bir köşesinde bu film arşivinizde olsun.

bu film
mutlaka seyredilmeli

7 Mart 2012 Çarşamba

KARANLIKLAR ÜLKESİ; UYANIŞ


Serinin dördüncü film.
İlk filmi hatırlıyorum.
Bir şiir tadındaydı.
Devamları daha sert, daha vahşi, daha duygudan yoksun!

Rock'nin ilk filmini hatırlıyorum.
Dövüş sanatlarına uzak olmama rağmen,
duygusallık, yetememezliğin vermiş olduğu sıkıntıdan yola çıkarak
istemeden dövüşmek zorunda kalan bir adam.
Rocky'nin sonrasında çekilen devam filmlerinde ne kadar maskara olduğu ortada.

Tadında bırakmakta fayda var.
Konu ilişkilerden uzaklaşıp
dövüş sahnelerinin sıklığıyla filmi
tamamlamaya çalışıyorlar.
Bu türü sevenlerin duygularını okşayabilir.
Ama benim sadece sahnelere
bakmama engel oldu.

Benim gibi insanlar
bu filmden
uzak dursunlar

2 Mart 2012 Cuma

J. EDGAR


annesi;
sakın nergis olma, eğer olacaksan da senin ölmeni yeğlerim...

filmde, FBI'ı kuran adamın, filminde geçen  bu cümle, 8 Amerikan Başkanı görmüş adamın hayatında dönüm noktası olur.

Sakın nergis olma

Clint Eastwood'un yine çok iyi bir filmi.
leonardo dicaprio başarılı.
Naomi watts silik.

Gizli eşcinselliğin kişi üzerindeki baskısı.
Kendini başka yollarla ispat edebilme hırsı.
Annesi öldükten sonra,
annesinin kıyafetini giyme ve takısını takmak,
ilginç.

son zamanlarda
eski Amerikan tarihine ışık tutan en iyi filmlerden biri.

bence izlemeye değer.
bilhassa oğlan anneleri...

29 Şubat 2012 Çarşamba

DRIVE


Taxi Driver  ile Drive arasında benzer noktalar sadece ikisi de Cannes film festivalin deödül avcılığı değildir.
İçlerinde beslediği, iyi niyeli de olsa psikopatlık duyguların yer yer filmde, izleyicinin yüzlerine açıkça vurmasıdır.
Gerçi Robert De Niro'ya haksızlık etmeyelim.
O biraz daha, olayların gidişatında bilmeden halk kahramanı olarak film de izleyicinin gönüllerinde taht kurmuştu.


Sürücü filminde ki, kahramanımız, Robert De Niro'nun aksine çok fazla cool.
Ağzından cımbızla laf alabilirsiniz.
Ayna karşısında gereksiz absurd hareketler de yapmaz.
Akıllıdır.
Zamanı kullanmayı sever, aşkını hemen gösteremez.
Daha çok gansterlerle uğraşır.
Küçük işlerin adamıdır.


Her zaman söylerim ki,
fransızlar ödül verme konusunda fazla Amerikanvari davranmayı severler.
Drive filmi, beni pek heyecanlandırmadı.
Drive filmindeki araba sahneleri Cehennem Silahı serisindeki  sahnelerin yanında Sarı Mercedes filmi gibi kalır.

bence
bu filmi seyretmeyin

28 Şubat 2012 Salı

el secreto de sus ojos

Nasıl konuya gireceğimi, bilemedim.
Bu filmi seyretmeden önce film ile ilgili çok büyük hayallerim vardı.
2010 yılının en iyi yabancı film Oscar'ını almıştı.
Arjantin sinemasının ımdb ilk 250'ye girmiş ilk filmiydi.
Ekşi Sözlük'te film ile ilgili bir kaç yorum okumuş, heyecanlanmıştım.
Costa Gavras'ın Missing filmine benzesin diye içimden geçirdim.
Arjantin cuntası, sinema senaryoları için bulunmaz birer nimetti.
Film de derin devlet kokusu şöyle bir hissedilip sonra hemen başka mevzuya geçiliyor.
Mutlaka film, sonunda suratıma bir tokat patlatacak diye hep bekledim.
Olmadı.
Ya çok film seyrettiğimden artık filmin gidişatlarını hesaplayabiliyorum
ya da
Arjantin sinemasının, İspanyol sinemasına biraz kenarından köşesinden benzemeye çalışmasını benim midem pek kaldıramadı gibi geliyor, bana.
Bir not daha.
Latin erkeği, arzulur, tutkuludur, istediği kadını elde etme gücünü kendinde görmesine rağmen bu film de
öyle bir şey yok.


Filmde en beğendiğim oyuncu, gözleriyle sevdiği adama;
artık aşkını dile getir
demek isteyen Soledad Villamil'i çok beğendim.

Sırf bu kadın için bile bu film seyredilir.