29 Haziran 2011 Çarşamba

Los abrazos rotos


 seversin, çok seversin. sevmezsin nefret boyutlarında dolaşırsın.

La mala educación(kötü eğitim) filmine takılmıştım.
Los abrazos rotos(kırık kucaklaşmalar) filminden önce seyrettiğim
benim sinema görüşüm açısından akılda kalan bir filmiydi,
pedro almodovar'ın.
eşimle sessiz bir ortamda seyrettik.
çocuk yok, gürültü yok anlarıydı.
gel bak bu adamın filmleri değişik olur, diye kandırmıştım.
seyrettirdiğim en masum filmiydi.
bu filme bakıp ta sapıklık var sanırım bu almodovar'da diye takılmıştı.
soluksuz seyrettik.
eski türk filmleri tadındaydı.
penelope cruz'un
en güzel zamanlarını seyrettik.

27 Haziran 2011 Pazartesi

anadolunun kayıp şarkıları


Film ve müzik bir araya gelince benim keyfime diyecek yoktur.Uzun zamandır, arşivimde olan bu Nezih Ünen yapımı belgesel niteliğinde filmi, oğlumun tepemde olmasından dolayı, yine de seyredebildim. İhya oldum.
Eleştirilmesine anlam veremedim.
Sesi sonuna kadar açtım,  ülkemin 72 milletten oluşmasından dolayı yaşadığım gururu iliklerimde hissettim.
İstanbul'da başlayıp,  Burdur ve Bingöl'le devam eden,  kültür mozağini gözlerimi kırpmadan seyrettim.
Yöresel dillerle başlayan duyulmamış türkülerin arkasına yerleştirilmiş, batı tarzı müziğin senkron uyumuna hayran kaldım.  

En çok hoşuma giden yukarıda ki Tuncelili aşık amcanın,  müzik konusunda 2 ciltlik eseri olduğuna şaşırdım.
Müzik konusunda uzman olarak gören kendimi, bu belgeseli seyrettikten sonra cahilliğimden utandım.
Artvin'deki Gürcüce söylenmiş türküyü, Düzce'deki Çerkez oyunlarındaki kadın erkek ahengini alkışladım.
Film arşivimin en güzel yapıtına dört elle sarıldım.
 .

22 Haziran 2011 Çarşamba

patch adams


Bu hafta yıllık izinime çıktım. aniden.
 bunaldım.
ama hafta ortasına eğitim koymuşlar.
parası önceden ödenmiş.
gitmek zorunda kaldım.
müşteri odaklılığıydı konusu.
eğitimin içinde patch adams filmini tekrar izledim.
eğitimin  temel esası bu film üzerineydi.
çok sevdiğim bir filmdi.
üzerinde konuşmak çok hoşuma gitti.
herkes seyretmeli.

15 Haziran 2011 Çarşamba

Karanlıktakiler


Ne yalan söyleyeyim, çok şeyler beklediğim bir filmdi.
dışarıdan yorumlara hep kulak tıkamıştım.
Çağan Irmak bu,  boru mu demiştim.
Beni hiç bir filminde mutsuz bırakmamıştı.
Herşeyin bir ilki varmış.
Çok mutsuz oldum, filmi seyrettikten sonra.
Senaryo bile yok filmde.
Bir reklam ajansında  ve evde gelişen
sahneler var, o kadar.
seyretmeyin,  lütfen.

13 Haziran 2011 Pazartesi

No Strings Attached


Bizde ki ismi Bağlanmak yok.
fiziksel temasla kurulan bir ilişki
aşkı getirmez mi?
soru bu.
aşık olmayı reddeden bir kadın
ve karşısında mükemmele yakın bir adam.
Ben filmi beğendim.
Natalie Portman için seyrettim.
Uluslararası bir yüz olduğundan bana nedense hep tanıdık geliyor.
Türklere çok benzetiyorum.
O da bizim kadınlarımız gibi kısa.
Seyredilir, hem de zevkle.

10 Haziran 2011 Cuma

Life as We Know It


ortak dostları tarafından bir araya getirilmeye çalışılan,  zıt karekterlerin ilk buluşma fiyaskosundan sonra, birbirlerinden nefret etselerde, ortak buluştukları tek nokta sofie.
acı gerçekle başbaşa kalmaları.
kendilerinden olmayan bir bebeğe bakma sorumluluğu.
insan kendinden olan bir çocuğa bakmakta bile zorlanırken,
dostlarının yetim kalmış kızına sabırla
öğrenerek, birbirlerini destekleyerek
zor işten sıyrılmaya çalışan
günümüzün iki insanı.
kızımla seyrettim.
kızım çok güldü.
bizdeki ismi;
başımıza gelenler.
beni çok güldürmese de,
zaman zaman hüzünlensem de
iyi bir film...

9 Haziran 2011 Perşembe

the company men


 2008 yılında Amerika'da başlayan ve kısa sürede Dünya'yı saran  subprime mortgage (yüksek risk ve yüksek faizli kredi)         
 dönemlerini anlatan bir film.
Oyuncu kadrosu güçlü.
2001 yılını anımsattı bana.
Kampüsümüzde bulunan bir kardeş şirketin bir sabah kapanmasıyla bir süreçti, bu.
Herkes çantasını hazırlamış bekliyordu.
Askere giden çocuklar gibiydi.
iş hayatlarından arta kalan eşyalarını kolilere koymuşlar,
kara kara düşünüyorlardı.
Bizi de zorunlu izine veya ücretsiz izine yollamaya başlamışlardı.
Zor dönemlerdi o yıllar.
Seyrederken üzüldüm.
gerçekçi bir anlatım.
Bağımsız film tadında izledim.
seyredilmeli.

7 Haziran 2011 Salı

eat pray love


elizabeth gilbert'in romanının sinemaya çevrilmiş hali.
Kitabı okumadım.
film açıkçası beni sıktı.
yavaş yavaş ve çok yavaş.
2,5 saati aşkın filmde seyretmekten hiç bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum.
filmin en güzeli,
daima favori kadınlarımdan olan Julia Roberts.
ve
Ben artık bu adamı seviyorum,
Javier Bardem...
rollerin hakkını veriyor.
soğuk anglosakson adamlardan artık seyirci bıktı.
yaşasın Akdeniz ruhu!

6 Haziran 2011 Pazartesi

unknown


Berlin'in soğuk yüzünü gösteren iyi bir film.
Mad Man'deki güzel kadın bu filmde ama yan rollerde.
Türkleri Arap gibi gösterme sahneleri bu filmde.
objektif gözle baktıklarını sanıyorlar
ama
haklılar,
biz böyleyiz.
Tak fişi bitir işi.
Eğer seyrederseniz ne anlattığımı anlayacaksınız.

Bosnalılar kadar kaliteli değiliz,
ne yazık ki,
yönetmen gözlüğüyle.

eğer yönetmen 
Stephen Frears ise 
Dirty Pretty Things
filmindeki en güzel Türk
Audrey Tautou
olarak tarafsız şekilde gerçeklerle yüzleşirsiniz.

eğer benim gibi fazla mantık aramazsanız
seyredilmeye değer.

5 Haziran 2011 Pazar

koğuş


cuma girdi gösterime.
şu an ne kadar sinema bileti?
bilemiyorum.
en son Kralın Dönüşüne gitmiştim.
bir daha da gitmedim.
evde seyrediyorum,
 kızıyorlardır şimdi
emeğe saygı.
korsana hayır.
katılıyorum.
ama
ben sipariş veriyorum arkadaşa o
indiriyor netten.
carpenter'in
10 sene sonra çektiği ilk film.
bence evde otursaymış daha.
tekrar soruyorum?
ne kadar biletler?
o parayı cebinize koyun lütfen
gidin, evinize harcayın
bu filme vereceğinize...

2 Haziran 2011 Perşembe

london boulevard

Keira Knightley'i nasıl bilirsiniz?
Tüm filmlerini seyretmiş olmalısınız?
Bend it Like Beckham'da parlamış ama çok şişirilmiş bir filmde, ortaya çıkmış.
Pirates Of The Caribbean 'da tavan yapmış.
 london boulevard' da sanki gerçek hayatını oynamış.
yani rol kesme yok,  nötr.
ama
Colin Farrell'i ben
bu filmde sevdim.
Bazı roller vardır adama uymaz, sırıtır.
takım elbise bile yakışmaz bazı insanlara.
Aklınıza ne gelirse gelsin,
bu adama her şey yakışır.
Filmin müzikleri inanılmaz.
punk akımı vardı bir zamanlar.
hani  gegen die wand filminde Cahit bir bar sahnesinde,
bağırır;
punk müzik ölmedi diye.
evet, ölmemiş...