31 Ocak 2012 Salı

moneyball


Beyzbol bizim topraklarımızda fazla bilinmese de, Amerikan başarı filmleri sayesinde anlamadığımız kurallardan oluşan bu sporu az çok kıyısından köşesinden anlamaya çalışıyoruz.

Bir genç sporcu Stanford'dan burs almış ve aynı zamanda da çok yüksek bir mebla karşılığında amerikan 1. liginde oynamak için transfer teklifi almış.
Bu Brad Pıtt'in başlangıç hikayesi.

Neye karar verdiğini söylemek istemiyorum.
Ama Yale mezunu genç bir ekonomi uzmanı sporun içine girerse
ne olur?
İzleyin görün.
Parantez açmakta fayda var;
Phıliıp Seymour Hoffman'a ben
CAPOTE filminde çok sevmiştim.
Bu filmde de rolünün hakkını veriyor.
Brad Pıtt' mi?
o mükemmel bir oyuncu.

Seyredilmesi gereken bir film

30 Ocak 2012 Pazartesi

pina


İzmir'de denize ilk girdiğim yerdir; Pina. 
Maltepe askeri lisesine gelmeden önceydi yeri.
sonra deniz kirlendi ve sadece restorant kısmı kaldı.
geçen gün gazete de okudum.
izmir körfezinde kolibasili değeri sıfırın altına inmiş.
Avrupa değerlerinin de çok altında.
Yakında tekrar körfezde denize gireceğiz.

                     Sevdiğim Alman yönetmen,  wim wenders'in bir filmi. alman koreagraf pina bausch adına çekilmiş bir film.
Modern dansı anlatıyor.
kişiyi tanımam.
ama danslar etkileyici.
fazla replik yok.

Modern danstan hoşlanıyorsanız;

bence izleyin

27 Ocak 2012 Cuma

the skin i live in


pedro almodovar, İspanyolum, der.
İspanyollar, o bizden değildir, der.
Nuri Bilge Ceylan;
tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkem,
der
biz filmlerine burun kıvırıp filmlerini izlemeyi bırak,
adamın bir de filmlerine laf atarız.
günlük  politikalardan nemalanan filmleri baş tacı eder,
doğal, özgün senaryolara sırtımızı döneriz. 

İspanyol sinemasına tutkuyla bağlanan ben,
İçinde yaşadığım deri'yi seyrettim.
İzlemeden önce film hakkında hiç bir
yazıyı okumayın.
Spoiler, filmleri öldürüyor.

Hiç sinema izlememiş biri olarak oturun ekran karşısına.
Bu filmi öyle seyredin.
Zevk alacağınızdan eminim.

Antonia Banderas'a yaşlılık yakışmış.
ve
filmi, o götürüyor.

Film hakkında hiç bir bilgi almadan
oturmuşsanız;

Bu filmi mutlaka seyredin

25 Ocak 2012 Çarşamba

Melancholia


Lars Von Trier'i hiç bir filmini bu zamana kadar beğenmedim.
King'i saymazsak.
Dizi film projesinde yer almış, uçuk bir yapımdı.

Filmde cast seçimleri başarılı. Bir tek Kiefer Sutherland filme gitmemiş. 24 dizisinde ki gibi her an koşacakmış gibi bir izlenim içerisindeydim.
Ama son sahnede, rolün hakkını vermiş.
Kirsten Dunst, gereğinden fazla Amerikalı sanırdım. Ama yönetmen Avrupalı olunca, ve en yakın rol arkadaşı Charlotte Gainsbourg gibi bir mükemmele yakın bir oyuncuyla Kirsten filmde hiç sırıtmamış.
Depresif, ölümü düşünen, hiç bir şeyden memnun olmayan bir karekter böyle oynanır.
Avrupa sinemasının olaylara entellektüel bakış açısını, Lars filme çok iyi yansıtmış.
Film de yine çocuk karekter, birleştirici bir unsur.
Ne kadar kötü de olsa insan davranışları, çocukların yanında olumsuz davranışlarından sıyrılıp, onların yanında bambaşka bir insan oluveriyorlar.
Ben filmi çok beğendim.
2011 yılının filmi olarak lanse ettğimi, Hayat Ağacı filminden sonra bu aralar seyrettiğim en akılda kalıcı bir film.


İnsanın karekteri zor anlarda kendini gösteriyor.
Kendinden emin, hesaplamalarını çok iyi yaptığını sanan
açıkçası kötü düşünce fikirlerini kafasında yer almayan sadece optimist düşünceler kendini açan insanların
son anlardaki etkileşimlerini yönetmen filme çok iyi yansıtmış.
Ben filmin başlarında ki uzun düğün sahnelerini çok sevdim.
Yönetmen Danimarka'lı da olsa, İsveç sinemasından etkilendiği apaçık ortada.

Bu film seyredilmeli.

11 Ocak 2012 Çarşamba

Bad Teacher


Şimdi bizim sultanımız olan Türkan Şoray'a genç bir yönetmen;
- bir projem var.Sizin meşhur Türk sinemasına yer etmiş bazı kanunlarınız var.
-evet vardır, değişmez kurallarımdır.
-öpüşmez, sevişmez, soyunmazsınız. bunu hepimiz biliyoruz, bu kanunlarınızı ti'ye alacak bir film çekmek istiyorum,
dese,  sanırım sulatınımız bu genç yönetmeni kapı dışarı eder.

Cameron Diaz'ı açıkça ben bu filme kadar sevmezdim.
Bütün filmlerini seyretmiş olmama rağmen,
oyun kalitesini nedense hiç tutmadım.

Bad Teacher filmini izlemeden önce
filme karşı biraz soğuktum.
Ama Cameron Diaz
filmde kendisiyle çok güzel dalga geçmiş.
Küçük göğüslerini yönetmen yardımıyla
filmin ana teması yapmış.
Kendisiyle bu kadar güzel dalga geçen bir oyuncu sayısı
bir elin parmaklarını sanırım geçmez.
Kötü Amerikan filmi diye oturduğum,
filmi, ben çok sevdim.
Justin Timberlake ayrı bir not düşmek lazım.
Bizde ki yeni yetmeler,
mesela Murat Boz'u,
justin'in rolünde oynat.
Oynamaz.
karizması çizilir.
Justin'in Cameron ile
yatakta giyinikken, olamayan bir sevişme sahnesi var ki,
ben çok güldüm.

Bu film seyredilir

5 Ocak 2012 Perşembe

the beaver


Baba olmanın dayanılmaz zorlukları, filmde çok iyi işlenmiş.
Filmin aynı zamanda yönetmeni olan Jodie Foster ile Mel Gibson'un sinemada ikinci buluşmaları.
Baba yıkılırsa, aile çatısı da yıkılmış gibi gösterilmiş filmde.
Cehennem Silahı serisinde Mel'de gördüğümüz hafif delilik, bu filmde de mevcut.
Oyuncular iyi.
Jodie Foster her zaman çok iyi.
Babalar mutlaka seyretmeli.

2 Ocak 2012 Pazartesi

SUBMARINE


The Catcher in the Rye, severim. Birden fazla okumuşluğumu kendime sorduğum da, cevap veremem. Salinger'in biyolojik uzun hayatında kısa süren edebiyat yaşamına inat mıdır, benim bu kitabı okumama etken, bilemiyorum.
Kitaptaki   ergen çocuk, Holden  Caulfield'in beğendiği kız arkadaşı Sally Hayes'i sevmesine ve beğenmesine rağmen onu yanından uzaklaştırmasına en büyük etken, farklılıktır. 



The man who fell to earth filminde David Bowie su bulmak için başka bir gezegenden gelen biri.
İnsanların içine girince  sessizleşip, olayları kendi iç bünyesinde tartıp ölçmeye karar veriyor.
Çocukluğumun aklımda kalan ender filmlerinden biri.

Galli yazar Joe Dunthorne aynı isimli romanını Submarine'ni sinemaya aktarılmış.
Yine bir çocuk kahraman. Holden gibi içine kapanık, sessiz. İlgi duyduğu kız arkadaşı Jordana. Kendi ailesi ve kız arkadaşının sorunlarıyla boğuşmasını anlatan temiz bir film.

The man who fell to earth filmiyle benzerlikler dolu.
İnsanların vahşileşip, insanların gurur duyduklarıyla alay etmesi.
The Beatles müziklerini filmde sound olarak yaşatılması.
Oliver Tate'nin babası rolünü oynayan Noah Taylor'un gösterişsiz
ama Woody Allen'in ilk filmlerine çağrışım yapan mükemmel oyun gücü.

Bu film seyredilmeli.