Lars Von Trier'i hiç bir filmini bu zamana kadar beğenmedim.
King'i saymazsak.
Dizi film projesinde yer almış, uçuk bir yapımdı.
Filmde cast seçimleri başarılı. Bir tek Kiefer Sutherland filme gitmemiş. 24 dizisinde ki gibi her an koşacakmış gibi bir izlenim içerisindeydim.
Ama son sahnede, rolün hakkını vermiş.
Kirsten Dunst, gereğinden fazla Amerikalı sanırdım. Ama yönetmen Avrupalı olunca, ve en yakın rol arkadaşı Charlotte Gainsbourg gibi bir mükemmele yakın bir oyuncuyla Kirsten filmde hiç sırıtmamış.
Depresif, ölümü düşünen, hiç bir şeyden memnun olmayan bir karekter böyle oynanır.
Avrupa sinemasının olaylara entellektüel bakış açısını, Lars filme çok iyi yansıtmış.
Film de yine çocuk karekter, birleştirici bir unsur.
Ne kadar kötü de olsa insan davranışları, çocukların yanında olumsuz davranışlarından sıyrılıp, onların yanında bambaşka bir insan oluveriyorlar.
Ben filmi çok beğendim.
2011 yılının filmi olarak lanse ettğimi, Hayat Ağacı filminden sonra bu aralar seyrettiğim en akılda kalıcı bir film.
İnsanın karekteri zor anlarda kendini gösteriyor.
Kendinden emin, hesaplamalarını çok iyi yaptığını sanan
açıkçası kötü düşünce fikirlerini kafasında yer almayan sadece optimist düşünceler kendini açan insanların
son anlardaki etkileşimlerini yönetmen filme çok iyi yansıtmış.
Ben filmin başlarında ki uzun düğün sahnelerini çok sevdim.
Yönetmen Danimarka'lı da olsa, İsveç sinemasından etkilendiği apaçık ortada.
Bu film seyredilmeli.