17 Mayıs 2012 Perşembe

nar


İstanbul'un gecekondu semtlerinde,
soğuk ve gri bir havada
bir kadın....

farklı kültürler de buluşmuş 4 ayrı insan.
herkesin kendine özgü bir hikayesi.
beklentileri, hayalleri bile farklı.

zaman zaman gerildim,
tüylerimi diken eden sahneler.

başarılı bir oyunculuk örnekleri, göreceksiniz bu filmde.
Erdem Akakçe'ye dikkat.
Çok başarılı.


filmin sonunda dökülen  yazılar esnasında çalan  şu şarkıya
dikkat;
Nar taneleri.
Jehan Barbur'un Depeche Mode tarzındaki
müziği, etkileyici...

yerli malı, yurdun malı
seyretmeli herkes bu nar'ı..

16 Mayıs 2012 Çarşamba

martha marcy may marlene


sessiz bir ortam, her insanın özlemini duyduğu bir çiftlik evi.
Seslerin, hareketlerle uyumu.
kadınların mutfakta, erkeklerin yemeğini yemelerini seyretmeleri,
onlardan sonra yemeğe oturulması.
uyumlu gözüken bir tablo
Sabaha karşı, Martha'nın çiftlik evinden kaçışı.
Ablasını araması ve onun yanına sığınması.
huzursuzluk
zaman zaman flashback yaşaması.
takip ediliyor korkusu.
huzurlu gözüken  çiftlik evinin,
arka plan da yaşanmışlıkları.

değişik bir film.

O kadar saçma sapan filmler seyrediyoruz ki.
bu film, onların yanında
eli yüzü düzgün duruyor.

bu filmi seyrederken, tv'den
çocukları uzak tutunuz...

4 Mayıs 2012 Cuma

Hollanda filmleri


Yıllar önce seyretmiştim.
En iyi yabancı film oscar'ını 1998 yılında kazanmıştı.
1920'lerin Hollanda'sın da sert bir yargıç ve yeni yetme bir avukatn arasında geçen, psikolojisi yüksek, mükemmel bir film.
Gayrimeşru çocuğunu ezmeye çalışan yargıç bir baba ve babası olduğunu sonradan öğrendiği genç avukat arasında mücadele.
ve bu savaşın ortasında kalmış bir anne.

Bu filmi eğer seyretmediyseniz,
kaçırmamanız gerekir.


1995 yılı yapımı ve en iyi yabancı film Oscar'ı nı almış bir Hollanda filmi.
Feminist hareketleri çağrıştıran, anaç bir aile de, çevresinde sevdikleriyle son günlerini geçirmeye çalışan bir kadının son zamanları.
Film de en dikkat çekici bölüm,
kızının beğendiği bir erkekten çocuk sahibi olma isteği ve annesinin bunun için çabası.
Tanımadığı bir adamdan çocuk sahibi olmak için ilişkiden sonra
yaptığı hareket.
o zaman bana tuhaf gelmişti.
Ama şimdi hak veriyorum.
öyle oluyormuş meğerse.

bu filmi de
mutlaka seyredin

Şimdi hypo, bunları neden tekrar önünüze getirdi

Eğer seyretmediyseniz bu filmleri küçük bir bilgi;
Akbank Sanat, Türkiye-Hollanda diplomatik ilişkilerinin 400. yılı etkinlikleri kapsamında Eye Film Institute işbirliği ile mayıs ayı boyunca Oscar ödüllü veya Oscar  adaylığına layık görülmüş Hollanda sinemasından örnekleri izleyici ile buluşturacak. (cnntürk)

küçük bir not daha;
filmler beleş...

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Dedemin İnsanları


geç kalmışım.
Geç bir saatte, kızım ve eşimle seyrettik.
Kızım devamlı ağladı.
Babaannemin insanları olarak seyrettim.
Mehmet bey'in Girit'ten ayrılışı, babaannemin Rauka'dan ayrılış yaşıyla aynı.
Torun Ozan'ın yaşı o devirdeki benimle aynı.
Rauka'dan Adapazarı'na geliş, tütüncü olan babaannemin ailesinin Adapazarı'ndan, bir kısım kardeşlerin
Samsun'a göçü.
Bizimkilerin Akhisar'a gelişi.
Bir sülalenin parçalanışı.
İki milyon kişinin ana karaya taşınması.
Sıralama yap deseler, Çağan Irmak filmleriyle ilgili yapamam.
hepsi ayrı bir keyif.
hepsi çok iyi bir gözlem.
kusursuz, bir film.
Filmdeki her şey çok tanıdık.
Küfürler bile.

ben geç kaldım
bu filmi seyretmek için,
bari siz geç kalmayın

Mutlaka seyredin

12 Nisan 2012 Perşembe

Shame


Utanç.
Libidosu yüksek bir adamın, New York'ta ki çapkınlık maceraları.
Gördüğü her yerde bakışlarıyla kadınları baştan çıkartabilme yeteğine sahip bir adam!
Düzensiz hayatına, bir de düzensiz kızkardeşinin eklenmesi.
Yönetmen benim en sevdiğim Papillon(Kelebek)  filmiyle gönlümde yer eden Steve McQueen değil.
Bu, Steve McQueen yeni yetmelerin Steve McQueen'i.Arada R harfini de kullanıyor.
İlk filmi Hunger(açlık) filmiyle ismini duyuran İrlanda öyküsünü, Shame filminde de kullanmış.
Kamera kullanımları, eski Polonya filmlerini hatırlatıyor.
Uzun bir süre kımıldamadan duran adam, sanki seyrettiğiniz aletin bozulmuş hissini size veriyor.
Ama sevişme sahneleri, bir hard porno ayarında.



Filmde Carey Mulligan, kızkardeş rolünde. Bir ayda Carey'i ikinci defa seyrettim. İlki bu blogda da bahsettiğim Drive filmiydi. Her iki filmde de pasif bir rolde. Halbuki  An Education(Aşk Dersi) filminin parlayan tek yıldızıydı. Şu aralar kaçıncı sezonu oynuyor bilmiyorum tv'de arada sırada baktığım Dr. Who dizisinde parlamıştı, benim gözümde.


Otoriterlerin, yere göğe sığdıramadıkları, abi ve kızkardeşin aralarındaki iplerin koptuğu sahnede,
  yönetmen bir aksiyon planlıyormuşcasına seyircinin gözüne sokuyor.
Ben ya filmlerden anlamıyorum ya da Türkiye'de çok bilmiş yorumcular,
film dağıtım şirketlerinden para alıyorlar gibi geliyor bana.

seyredeceksiniz filmin +18 olduğunu unutmayın.
ama seyretmeyeceksiniz de
hiç bir şey kaçırmamış olursunuz


22 Mart 2012 Perşembe

THE RUM DIARY


Porto Rico'lu bir arkadaşım vardı.
Komik, eğlenceli ve fazlasıyla genişti.
Bu filmi izlemeden önce arkadaş hatırına seyredeyim istedim.
Şimdi, kimbilir o arkadaş nerededir.
Fransızcayı öğrenme azmine şaşırmış, ispanyolca aksanıyla fransızca konuşmasına gülmüştük.
Evet, yazıdan anlaşıldığı üzere 1950 yıllarının Porto Rico'sun da geçiyor hikaye.
Filmin yönetmeni;
-Heyy Johnny  Depp, var mısın beleş tatile. Gel hem film çekelim, hem de denizin tadını çıkaralım!
demiştir mutlaka...


Filmin en komik sahnesi, budur.

Film ne vermek istiyor, neye ulaşılmak isteniyor, anlaşılmıyor!
Filmin sonu evet sonu, çok anlamsız bitiyor.
Filmin sonunda karekterlerin sonları ve ne yaptıkları yazmasa
kendi hayal dünyamızda karekterleri yerlerine oturtmakta zorlanırız.

bu filmi sakın
izlemeyin

20 Mart 2012 Salı

The Awakening


BBC yayın kuruluşunun bir yapımı.
İngiliz dizilerini severim. BBC Prime kanalı en sevdiğim kanaldı daha önceleri. Şimdi ismi Entertainment diye değiştirdiler.
Korku filmleri severim. 1970'lerin Trash filmlerine inat, 1980'lerin kaliteli korku fimleri serilerini iyi izlerdim.
Sonradan fazla kanlı oldu ortalık.
Biraz ara verdim.
ama İspanyol yönetmen Alejandro Amenábar çektiği, The Others'a kadar bu süre devam etti.
Bu filmden sonra korku sineması kuşağı kendine çeki düzen verdi. Mantık ve akıl dolu filmlerle tekrar kaybettiği korku sever sinema izleyicisini kendine çekti.
Ama ne yazık ki, kendini yenileme imkanı pek yoktu.
Kendini gerçek sanıp, hayalet olmadığını bilmelerin istediği senaristler,  filmin sonuna kadar hep izleyiciyi kandırdılar.
Japon korku ustalarına buradan saygılarımı gönderiyorum.
Onların yeri hep ayrıdır.


Rebecca Hall, çok sevdiğim bir aktrist.
Film çok iyi başlıyor. 1.Dünya Savaşı sonrasında İngiltere'nin o mistik havasında izleyiciyi hemen sarıyor.
Cambridge mezunu bu akıllı kadın,  hayalet masallarıyla insanları kandıran sahtekarların foyasını ortaya çıkarıyor.
Bir okuldan davet gelene kadar, parapsikolojiye inanmayan bir feminist kadın gibi gözüküyor.
Okulda dolaşan bir hayalet çocuk, okulun ismini karalamasıyla, kahramanımız kendini o boş ve karanlık koridorlarda dolaşırken buluyor.
Film çok iyi başlıyor ama ne yazık ki sonunu getiremiyor.

Vaktiniz var ise izleyin
ama beklentiniz
boşa çıkabilir.