25 Ocak 2012 Çarşamba

Melancholia


Lars Von Trier'i hiç bir filmini bu zamana kadar beğenmedim.
King'i saymazsak.
Dizi film projesinde yer almış, uçuk bir yapımdı.

Filmde cast seçimleri başarılı. Bir tek Kiefer Sutherland filme gitmemiş. 24 dizisinde ki gibi her an koşacakmış gibi bir izlenim içerisindeydim.
Ama son sahnede, rolün hakkını vermiş.
Kirsten Dunst, gereğinden fazla Amerikalı sanırdım. Ama yönetmen Avrupalı olunca, ve en yakın rol arkadaşı Charlotte Gainsbourg gibi bir mükemmele yakın bir oyuncuyla Kirsten filmde hiç sırıtmamış.
Depresif, ölümü düşünen, hiç bir şeyden memnun olmayan bir karekter böyle oynanır.
Avrupa sinemasının olaylara entellektüel bakış açısını, Lars filme çok iyi yansıtmış.
Film de yine çocuk karekter, birleştirici bir unsur.
Ne kadar kötü de olsa insan davranışları, çocukların yanında olumsuz davranışlarından sıyrılıp, onların yanında bambaşka bir insan oluveriyorlar.
Ben filmi çok beğendim.
2011 yılının filmi olarak lanse ettğimi, Hayat Ağacı filminden sonra bu aralar seyrettiğim en akılda kalıcı bir film.


İnsanın karekteri zor anlarda kendini gösteriyor.
Kendinden emin, hesaplamalarını çok iyi yaptığını sanan
açıkçası kötü düşünce fikirlerini kafasında yer almayan sadece optimist düşünceler kendini açan insanların
son anlardaki etkileşimlerini yönetmen filme çok iyi yansıtmış.
Ben filmin başlarında ki uzun düğün sahnelerini çok sevdim.
Yönetmen Danimarka'lı da olsa, İsveç sinemasından etkilendiği apaçık ortada.

Bu film seyredilmeli.

11 yorum:

  1. Evde bekliyor, bu hafta sonu mümkün değil fakat haftaya izlemeyi planlıyorum.
    Hiçbir filmini beğenmediğini söylemişsin ya Hypo, Dogville benim çok beğendiğim bir filmdi, izlemiş miydin?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet seyrettim ve pek sarmadı. yani tiyatrodan pek hoşlanmam biraz sahne çekimleri öyle geldi ve bir de tecavüz sahnesi. içim kaldırmaz. bu yüzden pek sevemedim hem de nicole kidman olmasına rağmen.

      bu filmi seyretmelisin. ama can uyusun.
      hayat ağacına çok benziyor.
      seyrettikten sonra film hakkında yorumunu almak istiyorum.

      Sil
  2. Dogville'de insanların ne kadar kötü olabileceğini çok güzel anlatıyordu, evet izlemesi çok can sıkıcı ve zordu fakat bence anlatılanlar çok doğruydu.

    Bunu izler izlemez paylaşacağım seninle mutlaka, beğeneceğime şüphem yok aslında :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili Esra,
      senin yazında belirttiğin gibi hiç bir zaman bir araya gelemeyeceklerin insanların burada fikir paylaşımında bulunması çok güzel.
      Aynı duygulardan etkilenip, aynı dili konuşması etkileyici.
      Benim seni şu kısacık zamanda tanımış olsam da senin fikirlerin hakkında fikir yürütmemi sağladı.
      teşekkür ederim, değerli yorumun için:)

      Sil
  3. Biz de geçen haftasonu izlemiştik ve hala etkisinden kurtulabilmiş değilim.

    Ben film müziklerini de çok başarılı buldum! Filmle çok bütünleşmiş ve etkisini de arttırmıştı bence.

    Ve çocuk öğesi ile de Claire karakterinin yaşadığı korkuyu çok daha iyi işlemiş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hoşgeldin bveç:)
      filmi izledikten sonra, kendimi kardeşlerin yerine koydum. dünyanın son anlarında ne yapardım diye kendi kendime düşündüm.
      uyuyan oğlumu öptüm, kızımın üstünü kapattım.
      ne yapabilirdim böyle bir durumda.
      sanırım sarılırdım onlara. kokularını içime çekip, dünyanın sonunun gelmesini beklerdim.
      teşekkür ederim yorumun için.

      Sil
  4. bende yönetmenin antichrist ve dogville filmlerini seyredip beğenmiştim. bu filmi de sırada..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. lars'ın esasında seyredilmesi gereken bu filme kadar dancer ın the dark'tır. Yorumları atan arkadaşlar bu filmden hiç bahsetmedi ve ben şaşırdım.
      Björk'ün olağanüstü performansına hayran kalmamak elde değildi.
      sanırım müzikal filmlerden halkımız hoşlanmıyor.

      Sil
  5. *Uyarı: yazı film ile ilgili sürpriz gelişmeler içermektedir,izlemeyenin okumaması tavsiye edilir :)

    İzledim filmi sonunda hafta sonu, ancak yazabiliyorum yorumunu.

    Beğendim kesinlikle ama 'Hayat Ağacı'ndan çok uzaktı bence. Hayat ağacı inancı, umudu, doğayı ve dengeyi anlatıyordu kanımca, yaşama dair çok ama çok büyük farkındalıklar içinde bırakıyordu izleyeni ardında oysa bu filmde hayatın sadece dünya üzerinde var olduğunu ve kötülüklerle dolu olan bu dünyanın da sonunun geldiğini söylüyordu. Bu anlamda 'melankoli' çokca karamsar ve sıkıntı verici bir film oluyor aslında fakat elbet çok güzel işlenmiş iki farklı insan olan kız kardeşlerin ölümü ve dünyanın sonunu karşılayış şekilleri film boyunca.

    İlk yarıdaki otoriter ve güçlü Claire'in ikinci yarıda neredeyse korkak bir zavallıya dönüşmesi, beraberinde tutarsız ve depresif Justine'in ise rahatlayıp, sakinleşmesi çok manidardı. Kardeşlerden birinin anneye diğerinin babaya ziyadesiyle benzemesi, Justine'in sosyal toplumun en sahtekar iş ortamlarından olan reklamcılık sektöründe olması, terfi almasına karşın uyumlu olma rolünü devam ettiremeyip patronuna kinini kusması, evliliğe başkaldırarak kocasının yanından çıkıp diğer çocukla bahçede yaptıkları ya da zenginliğin simgesi golf sahasının ortasına çömelip işemesi filmin çarpıcı yerlerindendi.

    Filmi beğenenlerin eleştirilerinde topa tutulan Claire'in endişesi, korkusu ve faydasız çırpınışları ise bence o kadar da haksız değildi zira o bir anneydi ve dünya ne kadar kötü de olsa oğlunun yaşaması ve büyümesi için o'na gerekliydi. Yalancı sosyal ilişkilerden yapılanmış dünyaya tahammül gösteremeyen kardeşini depresyona sürükleyen de o değildi bilakis kardeşi için gösterdiği gayret bence çok etkileyiciydi ki zaten normal şartlarda 'rüya gibi' tabiriyle adlandırılabilecek düğünü organize etmesinin tek sebebi yine kardeşiydi, 'bunu çok istediğini sanıyordum' ve 'bazen senden ölesiye nefret ediyorum' derken yüzündeki hayal kırıklığı çok gerçekçiydi. Evet sonu kabullenememesi zayıflıktı belki fakat o son gelene dek güzellikler içinde yaşamak istemesi çok da kötü birşey değildi.

    Justine'in kötülükleri kabullenememesi ve yalancı tebessümleri bana çok tanıdık geldi ama yine de bunu tüm dünyaya mal etmesi, sonun gelmesini sükunet içinde karşılaması, bindiği zavallı ata öldürürcesine vurması ve var olan güzelliklere gözlerini bütünüyle kapamış olması beni fazlaca gerdi izlerken. Bir de bu denli varlığın içinde halinden hoşnutsuz olanlar(ki çok normal böyle olması aslında, para ve mutluluk asla doğru orantılı değil hayatta) elimde değil beni sinirlendiriyorlar. Evet Justine çok kötülük var dünyada ama senin çok iyilik yapabilecek lüksün de var aynı zamanda! Kolaya kaçmak gibi geliyor depresyona girmek o koşullarda.

    Neyse çok uzun oldu. Bu arada unutmuşum 'karanlıkta dans' ın onun olduğunu, kesinlikle çok güzeldi o da ama favorim 'dogville' halen izlediklerim arasında.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ailenin bozulmamış ilişkilerini yansıtmaları güzel. eniştenin o kadar parayı baldızı için değil de eşi için yaptığı aşikar.
      evlendiği gece yerine gelecek olan reklamcıyla birlike olması, değişik. Bunu hangi anlamda yaptığı hala çözebilmiş değilim.
      18 deliği sayması komik. Ve her deliğin içine doldurmuşluğu vardır diye sanıyorum.

      çok güzel bir yorum olmuş.
      nefesim kesildi okurken. filmi tekrar seyrettim sayende.

      çoğu sinema eleştirmeni bilirim ve okurum. senin gibi yazanı görmedim.

      mükemmel.

      Sil
    2. Teşekkür ederim.

      Eniştenin derdi gösterişti bence, tek derdi karısını mutlu etmek olsa yaptığı harcamadan uzun uzun bahsetmezdi yoksa baldızına.
      Diğer çocukla duygusuz ve çirkin bir şekilde birlikte olması evlilik kurumuna karşı olan inançsızlığını ispatlama çabasındandı, bu sebeple son derece düzgün bir karakter olarak yansıtılan kocasının yanından ayrılır ayrılmaz öfkeyle, aceleyle yapıyor o işi.

      18 delik diye söylüyor enişte fakat 19 nolu deliği gösteriyor yanından geçerken ki o kısmı ben de anlamamıştım, fakat arafı ifade ediyormuş zira 19. delik golf sahalarında tesisten ayrılmadan birşeyler içmek anlamına geliyormuş! Golf oynamadığımızdan bilmiyoruz tabi :)

      Sil