17 Mart 2012 Cumartesi

Extremely Loud and Incredibly Close


Oskar Schell (Thomas Horn) ve babası Thomas (Tom Hanks) çok iyi anlaşan bir baba-oğul.
Baba, oğluyla olan ilişkisinde onu bir çocuk olarak değil bir, yetişkin  fert gibi davranıyor. 
Ama felaket gün 11 eylül de baba Dünya Ticaret merkezinde mahsur kalır ve ölür.
Film bundan sonra başlıyor.
Bir vazonun içindeki anahtar ve Black ismi. 
New York'ta 472 Black soyadlı kişiyle birebir görüşme.

  Oskar anahtarın amacını bulmak için  yola koyulur. 'Kiracı' (Max von Sydow), Oskar büyükannesinin evinde kalan gizemli bir adam ile aramaya katılır. 
Kiracının kim olduğunu anlar.
- O kadar kötü baba olmuşsun ki, benim babam sayende çok iyi baba oldu


Annesiyle olan ilişkiler çıkmaza girer.
-Babam yerine keşke sen ölseydin.

tamam, filmi anlatmaya gerek yok.
film bir şaheser.
Zaman zaman gözlerim doldu. Oskar rolünde Thomas Horn inanılmaz oynuyor. 

-Güneş patladığında, dünyanın karanlıkta kalmasına 8 dakika var.

bu filmi seyretmeyen
çok şey kaçırır.
Mutlaka ama mutlaka izlemeye çalışın

15 Mart 2012 Perşembe

TURN ME ON


16yaşında bir kızın, Norveç'in küçük bir köyünde yaşadığı olaylar.
İçki, esrarlı sigara ve seks.
Türkiye'de 26 yaşına gelmiş bir kızın bile yapamayacağı davranışlar.
Filmin künyesine baktığınızda,  erotik, dram, komedi yazdığını göreceksiniz.
Bu saçmalığı kim dolduruyorsa!
Film bir dram.
 eve gelen kabarık telefon faturası yüzünden kız ve annesi arasında geçen diyaloglarda, yalan yok;
-Kızım neden bu seks hatlarını aradın?
-Azgınım anne de ondan!
Annenin, suskunluğu.
Anne okumuş bir anne de değil.
Ama kızının zor bir dönemde geçtiğini bilecek kadar duyarlı.



Film biraz Amerikan filmlerin de gördüğümüz kız erkek ilişkilerini de çağrıştırsa da, Norveç kültürünü iyi bilenler, Anglosakson kültürüne en yakın bir ulus olduklarını anlarlar.
Film değişik ulusların hayatlarını öğrenmek açısından çok iyi.
Oslo, köylerinden kurtulmak isteyen yeni yetme gençlerin kurtuluş yolu.
Bizim aradığımız sakinlik onlara batıyor.
Filmin son sahneleri Oslo'da geçiyor.
Köylerinden hiç araba geçmezken, Oslo'da geçen araba 1 veya 2!
İnsan ister istemez, sanırım hareketsizlikten bunalıma girebilir.
Ben bu filmi,
bazı sahnelerinden ötürü sadece yetişkinlerin(o uluslara normal gelebilir)
izlemesini tavsiye ediyorum.

bu
filmi izlemekte fayda var.

12 Mart 2012 Pazartesi

ANOTHER EARTH


Çok ilginç bir film.
Hafta sonumu filmi düşünerek geçirdim.
Etkiledi.
21 grams ve Melenkolia karışımı.
Bir daha seyretmek için içimde dayanılmaz bir istek var.
Çok başarılı bir lise öğrencisi araç kullandığı sırada
radyodan yapılan bir anonsla yeni bir gezegen bulunduğu haberini alıyor.
Gece, gökyüzüne bakarak yeni gezegeni gözlemliyor
ve
başka bir araca çarpıp iki kişinin ölümüne neden oluyor.
Dört sene hapiste yatıyor.
Bu dört sene boyunca dünyaya tıpatıp benzeyen bu gezegen dünyaya oldukça çok yaklaşıyor.
Teleskopla bile  dağları ve şehirleri gözlemlenebiliyor.



Dünya 2 dedikleri bu gezegenle ilk telsiz görüşmesi, tv'lerden canlı olarak izlenebiliyor.
Uzman kadın, öteki dünya da ilk görüştüğü
anda gerçekler ortaya çıkıyor.
Senkron kayması.
Filmi daha fazla anlatmak istemiyorum.
Mutlaka evinizin bir köşesinde bu film arşivinizde olsun.

bu film
mutlaka seyredilmeli

7 Mart 2012 Çarşamba

KARANLIKLAR ÜLKESİ; UYANIŞ


Serinin dördüncü film.
İlk filmi hatırlıyorum.
Bir şiir tadındaydı.
Devamları daha sert, daha vahşi, daha duygudan yoksun!

Rock'nin ilk filmini hatırlıyorum.
Dövüş sanatlarına uzak olmama rağmen,
duygusallık, yetememezliğin vermiş olduğu sıkıntıdan yola çıkarak
istemeden dövüşmek zorunda kalan bir adam.
Rocky'nin sonrasında çekilen devam filmlerinde ne kadar maskara olduğu ortada.

Tadında bırakmakta fayda var.
Konu ilişkilerden uzaklaşıp
dövüş sahnelerinin sıklığıyla filmi
tamamlamaya çalışıyorlar.
Bu türü sevenlerin duygularını okşayabilir.
Ama benim sadece sahnelere
bakmama engel oldu.

Benim gibi insanlar
bu filmden
uzak dursunlar

2 Mart 2012 Cuma

J. EDGAR


annesi;
sakın nergis olma, eğer olacaksan da senin ölmeni yeğlerim...

filmde, FBI'ı kuran adamın, filminde geçen  bu cümle, 8 Amerikan Başkanı görmüş adamın hayatında dönüm noktası olur.

Sakın nergis olma

Clint Eastwood'un yine çok iyi bir filmi.
leonardo dicaprio başarılı.
Naomi watts silik.

Gizli eşcinselliğin kişi üzerindeki baskısı.
Kendini başka yollarla ispat edebilme hırsı.
Annesi öldükten sonra,
annesinin kıyafetini giyme ve takısını takmak,
ilginç.

son zamanlarda
eski Amerikan tarihine ışık tutan en iyi filmlerden biri.

bence izlemeye değer.
bilhassa oğlan anneleri...

29 Şubat 2012 Çarşamba

DRIVE


Taxi Driver  ile Drive arasında benzer noktalar sadece ikisi de Cannes film festivalin deödül avcılığı değildir.
İçlerinde beslediği, iyi niyeli de olsa psikopatlık duyguların yer yer filmde, izleyicinin yüzlerine açıkça vurmasıdır.
Gerçi Robert De Niro'ya haksızlık etmeyelim.
O biraz daha, olayların gidişatında bilmeden halk kahramanı olarak film de izleyicinin gönüllerinde taht kurmuştu.


Sürücü filminde ki, kahramanımız, Robert De Niro'nun aksine çok fazla cool.
Ağzından cımbızla laf alabilirsiniz.
Ayna karşısında gereksiz absurd hareketler de yapmaz.
Akıllıdır.
Zamanı kullanmayı sever, aşkını hemen gösteremez.
Daha çok gansterlerle uğraşır.
Küçük işlerin adamıdır.


Her zaman söylerim ki,
fransızlar ödül verme konusunda fazla Amerikanvari davranmayı severler.
Drive filmi, beni pek heyecanlandırmadı.
Drive filmindeki araba sahneleri Cehennem Silahı serisindeki  sahnelerin yanında Sarı Mercedes filmi gibi kalır.

bence
bu filmi seyretmeyin

28 Şubat 2012 Salı

el secreto de sus ojos

Nasıl konuya gireceğimi, bilemedim.
Bu filmi seyretmeden önce film ile ilgili çok büyük hayallerim vardı.
2010 yılının en iyi yabancı film Oscar'ını almıştı.
Arjantin sinemasının ımdb ilk 250'ye girmiş ilk filmiydi.
Ekşi Sözlük'te film ile ilgili bir kaç yorum okumuş, heyecanlanmıştım.
Costa Gavras'ın Missing filmine benzesin diye içimden geçirdim.
Arjantin cuntası, sinema senaryoları için bulunmaz birer nimetti.
Film de derin devlet kokusu şöyle bir hissedilip sonra hemen başka mevzuya geçiliyor.
Mutlaka film, sonunda suratıma bir tokat patlatacak diye hep bekledim.
Olmadı.
Ya çok film seyrettiğimden artık filmin gidişatlarını hesaplayabiliyorum
ya da
Arjantin sinemasının, İspanyol sinemasına biraz kenarından köşesinden benzemeye çalışmasını benim midem pek kaldıramadı gibi geliyor, bana.
Bir not daha.
Latin erkeği, arzulur, tutkuludur, istediği kadını elde etme gücünü kendinde görmesine rağmen bu film de
öyle bir şey yok.


Filmde en beğendiğim oyuncu, gözleriyle sevdiği adama;
artık aşkını dile getir
demek isteyen Soledad Villamil'i çok beğendim.

Sırf bu kadın için bile bu film seyredilir.